|
(MUTLULUĞUN TOHUMLARI BİLGİ VE SEVGİ)
|
|
04-20-2008, 04:13 AM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
"Ne kadar az bilirseniz; o kadar şiddetle müdafaa edersiniz." Bertrand Russel Hayatımızı istediğimiz anda belirleyemediğimizi, en uygun koşullarda bile kendimizi mutlu kılmayı beceremediğimizi, bu nedenle zamanımızın yakınma, tartışma ve endişeyle dolu olduğunu hissediyoruz. Yaptığımız işten ve gündelik hayattan öfke duyar halde miyiz? Öyleyse bazı dönemlerde tüm kalbimizle yanlışlarımızı düzeltmeyi, bunların nedenlerini bilmeyi umut ediyoruz, fakat çoğu zaman çıkışsız kalıyoruz. Mutlu bir yaşantıyı da çoğu zaman "sıra dışı ya da olağanüstü hadiselerle" ilişkilendirmeye çalışıyoruz. Ama işte elimizden hiçbir şey gelmiyor ve bu durum bizi yoğun bir bunalım ve depresyona itiyor, iş hepten içinden çıkılmaz hale geliyor. Niçin böyledir bu? Günümüz modern toplum anlayışının bize dayattığı yaşam tarzının bir sonucudur bu durum. Ayakta kalmanın ve var olmanın nedeni sanki güç, statü ve başarı olarak karşımıza çıkıyor. Elbette ki mutluluk bir sistemden ya da devletten talep edilecek bir şey değildir. Ama mutsuzluğumuzun kaynaklarımızdan biri haline geldiği bir durumda birçok şey baş aşağı gidiyor demektir. Var olan statükolar yüzünden toplumsal ve insani değerler altüst olmaya ve yozlaşmaya doğru yol almaya başladı. Kitleye, insan yaşamının hedefinin mutluluk olmadığı, sadece görevi gerçekleştirmek ve orada başarı kazanmak olduğu öğretilmeye çalışılıyor. Para, saygınlık ve güç kazanma isteği, hem insanı bir şeyler yapmaya zorlayan bir kuvvet, bir itici güç, hem de insan hayatının amacı haline gelmiş durumdadır. Yaygın kesim tarafından ereği n bu minvalde kabul görmesi neticesinde ise toplumu oluşturan çekirdek aile vahim bir yıpranmaya uğradı; boşanma oranları arttı, ebeveynlerin çocuklarına ve birbirlerine ayırmaları gereken zaman azaldı. Oysa gelişen teknoloji ve lüks tüketim kültürü bunun tam tersini vaat ediyordu. Bütün bu negatiflikler ise mutsuz insan sayısını artırdı. Böylece, insan ihtiyacı olan mutluluğu bulmak için dünyayı dolaşır, fakat onu evinde bulur gerçeği, çoğunluk tarafından artık dikkate alınmıyor bile. Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş. Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış. Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler çarın arabasını görünce heyecanla irkilmişler. Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş: — Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun, peki iyi para kazanabiliyor musun? ¬¬¬¬_Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim, diye yanıt vermiş işçi. — Yani ne kadar, diye tekrar sormuş çar. İşçi, başını öne eğmiş ve şöyle yanıt vermiş: — Borçlarımı ödeyebiliyorum. Gelecek için faize yatırabiliyorum, kalanı ile de her gün sıcak tas ta yemek yiyebiliyorum efendim. Çar çok şaşırmış. Ülkede bu kadar az para kazanan, boğaz tokluğuna çalışan bir kanal işçisi nasıl olur da bu kadar az parayı, bu kadar çok yerde, bu kadar verimli kullanabilir diye merak etmiş. Dayanamadan tekrar sormuş: — Peki, paranı nasıl yettirebiliyorsun da bu kadar faydalı işe fırsat bulabiliyorsun? İşçi yanıt vermiş: — Babama bakıyorum. Bu eski borçlarımı ödediğim anlamına gelir. Oğlumun nafakasını çıkarıyorum. Bu ise gelecek için yatırım yaptığım anlamına gelir. Yani böylece paramı faize yatırmış oluyorum. Her gün bahçemde tek yetişen sebzeyi, lahanayı yiyoruz: Olsun! Lahana da sıcak yemektir. Karnımız doyuyor sevgili Çarım, demiş. Çar, fakir işçinin verdiği yanıttan çok etkilenmiş ve hemen onu bir kese altınla ödüllendirmiş. Saraya döndükten sonra ise akıllı işçinin sözlerini, bir bilmece olarak yaverlerine sorup onları sınamış.
-ALINTI- |
|||
|
|





