|
Aşk sözé//yagmur topraga.//yüregim kaldırır diyorsanız okuyun ...
|
|
07-23-2008, 09:08 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
yağmur, toprağa soyunurken gece, soyunup gelsin kadın duyguların. tel tel dağılırken saçların, tufanî bir aşk olsun bütün sokakların(m)... gece yağmura teslim; sokaklar derin bir uykuya yatarken usul usul ıslanıyor sokaklar(-ım)... biliyorsun / ya da bilmiyorsun / şüphesiz biliyorsun: ıslatmalı yağmur(-un)... saçların tel tel dağılırken belki düşünmüyorsun, aslında dağılan benim... bu tufânî aşkta nasıl savruluyorsa zerre, o kadar savrulup gitmek var uzaklara, yağmur kokusun(d)a bir esîr... demek ki gitmek var, yolculuk vakti... toparlanmış eşyalar kapının önünde, şehre bir elvedalık selam durma vaktidir... yağmura soyunurken gece, sen adama soyunurken yağmur yağmur, sana boyansın dört duvar. yüzümüzün aksi vururken gölge duvara, bir kasem de bizden olsun, // sonsuz söyleyelim... gece yağmura soyunuyor, sen adama soyunuyorsun / - ve belki de bilmiyorsun- ... bütün bu bilinmezliğin içerisinde bütün bakire soyunmuşluklarınla sen bir adama teslîm, adam yağmura... sana boyanırken dört duvar, ıslanmış olmalı her yer, ki tufânî bir aşkta olması gereken ne ise olan bitenin hepsi de budur... yüzlerimizin aksi yağmura teslim ve yağmurun renkleriyle bir o kadar boyanmış duvarda silüetvâri kıvrımları çizelerken, bir kasem de bizden olsun, son-suz söylensin... ah, nedendir; // yoksun? ve nedendir yollar bu kadar uzun. madem kasem seni beklemek için vardır, ve madem ki yağmur vardır, sokaklar bizim olmalı, saçların tel tel rüzgâr olup dağılmalı. adın kazınmış sen sokaklara, yağmur soyunurken, // usul usul soyunup gelsin kadın duyguların... yoksun?.. hayır, hayır var(!)sın... ya da ikisinin arası bir şey; illüzyon mu? -- belki... // ya da belki hiç değil... söz, kağıda düştüğü kadar gerçektir sevgili // ve sen de en az söz kadar gerçeksin... yalancılığımın hepsi de işte bundan ibarettir... hayal ve illüzyondan bir o kadar ırâk, tutkunudur tufânî bir aşk yalnızlığın(-ın)... belki, belki onun için bu kadar kaçıyorum kalabalıklardan, ne dağılmak, ne dağıtmak istemezcesine, gömülüyorum soyunup gelen kadın duygularına... sokaklar bizim olmalı, tel tel saçların dağılmalı, kalabalıklar uzak bir yalnızlığı solurken, yağmur usul usul yağmalı... bakire meryeme ve beşikteki îsâ'ya andolsun ki; aşk adına söylenen ne varsa hepsi yalandır // - hayır, hayır // aşk adına söylenen ve söylenmiş, // ne varsa, // dört mevsim hakîkattır... "tozunu alırken yaşamın, eskimiş raflardan" nemrudun küfrünün zikrindedir dîl. yakalım bu dünyayı diyordum ya; hakikattir ki; // çoktan yanmış(!) işte gemiler terkedilmiş bir liman kentinden öylesi sürgün... yakalım bu dünyayı diyordum ya; // heyhât; // bu dünya (belki de) hiç olmamış(!)... îsâ; bâkirenin içinde bir derin hayreti ve sürgünü barındıran muştusu(!), yusuf, kör kuyudan zindanlara uzanan bir yolculuğun ardına saklanmış sultanı... âh, kimse bilmiyor aşkın hücre'sel halini ve aşk'ın hira'ya koşan derin yalnızlığını(!)... tozunu alırken yaşamın (eskitildikçe) eskitilen raflardan, nemrudun küfrünü dillendiriyorsun... küfrün hakikatı budur; dünya yanmıştır // ve bir o kadar heyhât, bu dünya hiç olmamıştır... soyunup gelirken kadın duyguların, tozlu raflardan eline düş'e-kalan bir kitaptır aşk yûsufî düşlere karışmış, bakire meryemin aks-i sadâsıdır; "âh öl-me"... hypatia'nın külleri,midye kabuğuna sıkıştırılmış düşleri küllendirirken, damo'nun penceresinde mutluluklar ölüm seferinde(!) âh lasthneia sana da bir pay vardır bu derin hüzünden -ki aynaya bir o kadar yansımıştır- ve aspasia ilahi komedyanın fahişesi, sokrat bir azize, bütün dengeler alaşağı iken, bir devrimi kucaklamaktadır kolların(!)... görmek diyordun; bilgelikteki esas sır! ve abelard'ın derin hüznüne karışırken söz bütün gerçekliğiyle ve bir o kadar çıplak(!), birkaç mektuptur geride kalan... âh helloise, aşk söz'e düşmüştür... "öl-mek lazım"... ey ây; nedendir bir yanın hep böyle buruk ve karanlık // ya da mistik sarı çarşaflı bir yatakta, sarı bir gün doğumunu beklerken, sen şimşekleri topluyordun hypatia ellerinle(!) karanlık rüyalara dalarken usul, ürkek, söz, kalbinin ortasına uzandı. soyunup gelirken kadın duyguların; ay hep böyle karanlıktır. // ve yine, soyunup gelirken kadın duyguların, soyunup (dile) gelmiştir kadın parmakların: "bana yusufun kuyusunu göster"; // yaklaş; // sana yûsufu göstereceğim(!)... |
|||
|
|





